Ab-ı Hayat Dediğimiz...

su_dunya.jpg

Yüzyıllar boyu kutsal sayılmış su, destanlara konu olmuş, uğruna savaşlar verilmiş... Eski uygarlıklar suyun rahatsız edilmemesi, öfkelendirilmemesi gerektiğine inanmış hep. Ona saygı göstermişler. Yaşamın kaynağı olan su, öfkelendirildiğinde felaket olup canlar alırmış. O yüzden tapmışlar suya, onun dinginliğine, onun ev sahipliği yaptığı canlılara...

Su, yalnızca ev sahipliği yapmıyor canlılığa. O, aynı zamanda canlılığın temel kaynağı. Özellikle de sıvı hali. Bu yüzden gökbilimciler harıl harıl su arıyorlar diğer gezegenlerde; eğer sıvı halde su yoksa canlılık da yok.

Her canlının vücudunda belirli (ve sıklıkla da yüksek) yüzdelerde su bulunuyor. Çünkü su iyi bir çözücü ve mükemmel bir iletici. Bu özellikleri nedeniyle de, enzimlerin çalışması için son derece uygun koşullar sağlıyor, dolayısıyla da kimyasal tepkimeler için ideal ortamı oluşturuyor. Canlılığın tüm özellikleri de, kimyasal tepkimeler sonucu ortaya çıkıyor.

Peki, kimin vücudunda ne kadar su var? Öncelikle hatırlatalım, farklı dokularda su içeriği oranı da farklı. Bazı hücrelerin daha fazla suya gereksinimi var. Ama genel olarak, insan vücudunun %65-75’inin su olduğunu söyleyebiliriz. Mantarların vücudundaki su oranı %98’iken, domateste ve denizanasında %95, kaktüslerde %80-90, muzdaysa yaklaşık %75.

Sıcak ve kurak bölgelerde yaşayan canlıların vücutlarındaki toplam su oranı genel olarak daha düşük. Çünkü canlılar, vücutlarında yüksek oranda su içermeleri nedeniyle, su kaybına karşı da son derece hassaslar. Belirli bir oranın üzerinde su kaybedildiğinde, yaşam da tehlikeye giriyor. Nedeniyse son derece açık, yaşam için gerekli kimyasal tepkimeler su azaldıkça düzensiz ve verimsiz hale gelmeye başlıyor. Bir süre sonra da duruyorlar.

Bu nedenle, kurak bölgelerde yaşayan canlılar, su kaybını önlemek için çeşitli uyumlara sahipler. Buna ek olarak da, su kaybına karşı biraz daha dayanıklılar. Örneğin, bizler vücudumuzdaki suyun yaklaşık %12’sini kaybettiğimiz zaman tehlike çanları çalmaya başlıyor. Ama çöl hayvanları %40’a varan oranlarda su kaybına karşı dayanıklılar. Özellikle de develer. Bunu da, olağandışı miktarlarda su içerek (bir deve bir seferde vücut ağırlığının üçte biri kadar su içebiliyor) ve kanlarını aşırı oranda sulandırarak sağlıyorlar. Daha sonra da depodan kullanıyorlar. Bu gerçekten de olağandışı bir strateji, çünkü kanın bu kadar seyrelmesi normalde oldukça tehlikeli bir durum. Kandaki su yoğunluğu hücrelerin içinde bulunandan daha fazla olduğunda, hücreler içlerine su almaya başlıyorlar ve bir süre sonra da patlayarak ölüyorlar. Develerin hücreleriyse özel bir protein kılıfla bu etkiye karşı korunuyor.

Suyun canlılar için bir önemi daha var: vücut ısısının düzenlenmesine yardımcı. Terleme sırasında buharlaşan su, yapısındaki o güçlü hidrojen bağlarını kırabilmek için çevresinden ısı alıyor. Terleyen canlılar da böylece serinliyorlar. Terleyen canlılar derken, ter bezlerinin yalnızca memeli hayvanlarda bulunduğunu da hatırlatalım. Zaten vücut ısısını düzenleme gibi bir zorunluluk da yalnızca sabit vücut sıcaklıklı canlılar için söz konusu. Sabit vücut sıcaklığın mı var, derdin var.

Etiketler :

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi