Ateş Hakkında Merak Edilenler...
Ateş ne kadar sıcaktır?
Her ateşin sıcaklığı birbirinden farklı. Bu, yakılan maddeye göre değişiyor. Odun yandığında, kilo başına yaklaşık 7.500 kilojul değerinde ısı açığa çıkar. Kömürde bu, daha da artar. Günümüzde dökme demir fabrikalarının fırınlarında topraklaşmış maden filizleri (demir oksitler), kok kömürü yardımıyla 2000°C’nin üzerinde, konverterde oksijen etkisi altında ve hurda katılmasıyla ham çeliğe dönüştürülür. Petrol ürünü yakıtlardan elde edilen ısıl enerjiyse yaklaşık kilogramda 45.000 kilojul’e kadar çıkabilir. Doğalgazda bu miktar 32.000 ile 38.000 kilojul arasındadır.
Bir ateş nasıl söner?
Bir ateşi iki şekilde söndürebiliriz. Yanma olayını sağlayan yakıtla teması keserek ya da yanma olayında aracı olan oksijeni ortamdan uzaklaştırarak. Bir mumu söndürmek istediğimizi düşünün. Bu anlattıklarımıza göre bunun iki yolu var: üflemek ve mumun yanmasında yakıt olan parafin gazıyla teması kesmek, ya da mumun üzerini cam bir fanusla kapatarak oksijeni ortamdan uzaklaştırmak.
Ateş enerji mi yoksa madde mi?
Ateşin kendisi, oksijen, karbondioksit, karbonmonoksit, su buharı gibi birçok gaz içeren alevlerden oluşan bir madde. Ateşin yaydığı ısı ve ışıksa, enerji.
Ateş elektriği iletir mi?
Ateşin ortaya çıkardığı enerji, alev içeriğindeki gazları ve etrafındaki havayı bir miktar da olsa iyonlaştırıyor. Bu iyonların elektriği ileteceği doğru, ancak normal ateşte oldukça düşük miktarda iyon oluştuğu için elektrik iletkenliği de son derece az olacaktır.
Ateşimiz çıktığında ne olur?
Vücudumuzun iç sıcaklığı, belirli fizyolojik mekanizmalar yardımıyla 37º C civarında tutuluyor. Bu sıcaklık, enzimler ve hormonlar başta olmak üzere vücudumuzda bulunan proteinlerin işlevlerini en etkin şekilde görebileceği değer. Vücuda yabancı bir organizma girdiğindeyse, bağışıklık sistemi atağa geçiyor. Beyaz kan hücreleri çoğalıyor ve bu yabancı organizmayla savaşabilmek için vücudun iç sıcaklığı yükseltiliyor. Bu sayede, söz konusu organizmaların çoğalma hızı yavaşlatılıyor ve beyaz kan hücrelerinin onları yok etmesi kolaylaşıyor. Aslında, kullanılan terim çok da doğru değil. Ortalıkta bir “ateş” bulunması değil, yalnızca vücut iç sıcaklığının yükselmesi söz konusu. Ancak, madalyonun diğer yüzü de var. Vücut sıcaklığımız belli bir düzeyin üzerine çıkmaya başladığında, vücudumuzdaki bazı proteinlerin yapısı da bozulmaya başlıyor. Bir organ ya da bir salgı bezi gibi önemli yapıların zarar görmesini ve vücutta kalıcı hasarlar meydana gelmesini önlemek için de, vücut sıcaklığını normal düzeye indirmek ve ilaçların yardımına başvurmak gerekiyor. Tabii ki, aklımıza göre değil, doktor tavsiyesine uygun olarak.
Çakmak mı daha önce bulundu yoksa kibrit mi? 
İlkçağlarda insanlar, çakmaktaşlarının birbirine vurulmasıyla çıkan kıvılcımlardan ateş yakmayı biliyorlardı. Bu mantıkla işleyerek kıvılcım çıkaran pratik ve taşınabilir aletler uzun yıllar boyunca kullanıldı. Kibrit yapımı için kullanılan kükürt, potasyum klorat, antimon sülfür, fosfor gibi maddelerin keşfiyse çok sonralar gerçekleşti. Bu bilgilere dayanarak, çakmağın işleme mantığının ilkçağlardan beri bilindiğini, kibritinse çok daha sonra icat edildiğini söyleyebiliriz. Ancak, iş ticari üretime geldiğinde, tarihler biraz değişiyor. Kimya bilimci John Walker, daha sonra “kibrit” adını alacak olan sülfürlü yanıcı çubukları 1827 yılında icat etti. Piyasaya ilk kibritlerin sürülmesiyse 1852 yılını buldu. Çakmaklarda kullanılmaya uygun tipteki çakmaktaşı, 1903 yılında Carl Auer von Welsbach tarafından icat edildi. 1931 yılında da, ilk araba çakmağı yapıldı.

Yeni yorum gönder