Homo erectus’un Kalçalısı

Homo erectus... İlk dik durabilen insan, Afrika’yı ilk terk eden insan... Acaba bu terk ediş yürüyüşü sırasında dişilerin kalçaları alımlı bir şekilde bir sağa bir sola mı salınıyordu? Etiyopya’da bulunan bir fosilin kalça kemiklerine göre, evet.
Günümüzden 1,2 yıl önce yaşamış olan bir dişi Homo erectus fosillerine ait leğen kemiğinin günümüz “dişilerinin” leğen kemiğinden daha geniş olması, bilim dünyasını şaşkınlığa sürükledi. Hemen soralım. Sizce bir leğen kemiği, evrim tarihinde neleri değiştirebilir?
Leğen kemiği ve kalça kemeri genel olarak dişilerde daha geniştir. Bu anatomik özellik, kadınlara o seksi kalça savurma hareketi yeteneğini verirken, erkeklere de daha sağlam yürüme ve daha iyi koşabilme yeteneğini verir. Buna ek olarak, dişilerde kalça kemerinin boyutları doğum sırasında bebeğin kafatasının ne büyüklükte olduğu konusunda da önemli bir fikir vericidir. Leğen kemiğinin büyük olması, doğan bebeklerin kafataslarının olduğunu gösterir. Kafatası büyük bir bebek de, kafatası daha küçük olan bir bebekten daha fazla gelişmiştir. Bir başka deyişle, anne karnında daha uzun süre kalmış ya da daha hızlı gelişmiş, sonuçta “daha gelişmiş” bir şekilde doğmuştur.
Bulunan fosil leğen kemiğinden elde edilen bulgular, Homo erectus bebeklerinin kafataslarının günümüz bebeklerinin kafataslarından yaklaşık %30 daha büyük olduğunu gösteriyor. Bu veri, çok büyük olasılıkla, Homo erectus bebeklerinin doğduklarında o kadar da “çaresiz” olmadıkları anlamına geliyor. Bu erken insanın bebekleri belki de doğdukları anda oturmak, elle kavramak, ayağa kalkmak hatta belki de minik adımlar atmak gibi hareketleri yapabilecek kadar iyi gelişmişlerdi. Belki de, Homo erectus’un gebelik süresi günümüz insanından daha uzundu.
Bilim dünyası, 1984 yılında ortaya çıkarılan Turkana Adamı’na kadar, Homo erectus’un neye benzediği konusunda fazla bir fikir sahibi değildi. Bu erişkin Homo erectus’un hasar görmüş olan leğen kemiğinden çok fazla bir bulgu elde edilememişti. Ancak, Etiyopya’da ortaya çıkarılan yeni fosil kemikler resmi tamamladı.
Tamamlanan bu resme göre, bebeklerin daha az gelişmiş ve daha bakıma muhtaç halde doğması sonradan ortaya çıkan bir özellik. Bu da, olasılıkla toplu sosyal yaşamın ve kültürün şekillenmesinde önemli bir rol oynadı.
Haber Tarihi: 14 Kasım 2008
Kaynak: www.msnbc.msn.com

evrim
!Evrimci Dobzhansky, "Evrim, tekrar etmez ve geri çevrilemez." der; yani evrim, doğruluğu veya yanlışlığı "bilimsel" kriterlerle ispatlanamayacak çok uzun bir süreci işaret etmektedir. Doç. Dr. Caner Taslaman, şu açıklamayı yapar: "Evrim teorisinin başka yaklaşımlardan daha doğru olduğunu görmek için, onu bu yaklaşımlardan ayırt eden ana unsura bakmak gerekir. Bu ana unsur ise, istisnasız bütün türlerin başka bir türden oluştuğu iddiasıdır. Bu iddiayı ispat için, türlerde bazı değişikliklerin, mikro-mutasyonların bulunduğunu göstermek yetmeyecektir. Ancak bir türden diğer türe geçişi sağlayacak büyük makro-mutasyonların olduğu gösterilebilirse bu, evrim teorisi için bir delil teşkil edilebilir." Bu ise, gösterilememiştir. Bizzat Darwin, hipotezinin önündeki üç büyük engele parmak basmıştır ve bu engellerin hiçbiri aşılmış değildir: "Eğer teorim doğruysa, türleri birbirine bağlayan sayısız ara-geçiş çeşitleri mutlaka yaşamış olmalıdır... (Paleontoloji, bunları ortaya koyamamıştır. Tam aksine, meselâ en az bir milyar yıldır değişmeden kaldığı ispatlanan mavi deniz yosunları, süngerler, yumuşakçalar, 1938'de Güney Afrika sahili açıklarında fosili bulunduğu zaman ara tür diye ileri sürülüp, güya böyle olduğunu ispatlama adına uydurma şekilleri yapılan, ama daha sonra dünyanın çeşitli yerlerinde canlısı, dolayısıyla yaşadığı keşfedilen coelacanth da hep değişmeden gelen organizmalardır.) İkinci engel, 'içgüdüler'dir. İçgüdülerin birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onlar, okura teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir. İçgüdülerin tevarüsü, mümkün değildir. Bildiğimiz en şaşırtıcı içgüdüler, örneğin balarısının ve karıncaların birçoğunun içgüdüleri, alışkanlıkla kazanılmış olamaz. Çok daha ciddî (üçüncü bir) problem daha vardır ki, bu da, hayvanlar âleminin temel sınıflarına ait türlerin bilinen en aşağı tabakalardaki fosil kayalarında (Kambriyen patlamasıyla) birden ortaya çıkmasıdır." Evrimciler, bileşiklerin organize biçimde aynı anda bir araya gelerek, hücre dediğimiz muazzam kompleksi, hattâ daha öte canlı organizmaları üretebildikleri iddiasındadırlar. Böyle bir iddianın, M. Bucaille'e göre, yüksek ısıda aynı anda demir cevheri ve kömürden oluşan çelik parçacıklarının bir dizi mutlu rastlantılar yoluyla Eyfel Kulesi'ni yapabileceklerini ileri sürmekten farkı yoktur. Kaldı ki, bir hücrenin yapısı, Eyfel Kulesi'nden çok daha karmaşıktır. Evrimciler, iddialarına güya delil olarak, buhar, metan, amonyak ve hidrojenden oluşan bir gaz atmosferinde elektrik kıvılcımları kullanarak amino asitler gibi karmaşık kimyevî bileşikler elde edilebileceğini iddia eden S. Miller'in deneyini ileri sürerler. Bilim adamlarının "ilkel atmosfer"in Miller'in ileri sürdüğünden farklı olduğunu düşünmesi bir yana, evrim bütün olup bitenleri tesadüfe bağlarken, Miller, sonuca delil arayışı içinde şuurlu, bilgi ve irade sahibi biri ve iradî olarak sebep üretmeye çalışmaktadır. Bu ise, düpedüz hokkabazlıktır. Evrimciliğin de, materyalist bilimciliğin de müthiş bir çelişkisine daha temas etmek gerekiyor. (1) İddiaya göre, varlıkta terakki esastır. (2) Terakkiyi ve evrimi tetikleyen, değişen şartlar ve bunlara uyum (adaptasyon) mecburiyetidir. (3) Uyumla hayatta kalan başarılı fertler, karakterlerini nesillerine aktarır. (4) Düşünce, hayal, tasavvur, vb. beyindeki birtakım biyo-kimyevî faaliyetlerden ibarettir. Bu iddialardan çıkacak en tabii sonuç, her yeni merhaledeki varlıkların önceki merhaledekilerden ileri bir beyne sahip olması gerektiğidir. Oysa karınca, arı, ipek böceği gibi, her bir kabiliyet yönünden insandan ileri bir hayvan türü muhakkak vardır. Burada, her varlık bu ileri kapasitesiyle zaten hayatta kalıyor itirazı yapılabilir. Bu ise, varlıkta gaye ve vazifenin organizma ve var oluştan önce geldiğini gösterir ki, evrimi de, materyalizmi de yıkar. K. R. Popper, evrimle ilgili şu hükmü verir: "Darwinizmin test edilebilir bilimsel bir teori olmadığı, buna karşılık metafiziksel bir araştırma programı olduğu sonucuna varmış bulunuyorum." !ALİ ÜNAL http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=825879&title=evrim-teorisinin-bilimselligi
Habeşistan
Yeni yorum gönder