İnsanlığın Evriminde Ateş
İnsan ateşi ilk olarak aydınlatma, ısınma ve besinlerini pişirme için kullandı. Ateşin ısınma sağlayışı, insanın tropik bölgelerden ayrılıp daha sert iklim koşullarının görüldüğü bölgelere yayılabilmesine yardımcı oldu. Böylece, farklı insan ırklarının ortaya çıkmasında ilk adım atılabildi. Hayvanları korkutup kaçırmak için de eşsiz bir “silah” olan ateş, aynı zamanda insanın kendisini doğal avcılardan koruyabilmesini de sağladı.
Besinlerin pişirilmeye başlanmasıyla birlikte, insanın beslenme alışkanlıklarında ve bunun devamında da fizyolojisinde birtakım değişiklikler ortaya çıktığı bir gerçek. Pişirilen besinlerin daha yumuşak ve sindirilmeye kolay hale gelişi, hem dişleri hem de sindirim sistemini rahatlattı. Çiğ etle beslenen canlılarda, mide enzimlerinin asitlik oranı oldukça yüksek. Eti pişirerek yemeye başlayan insandaysa, zamanla mide asitliğinin azalmış olması gerekiyor. Yumuşatılan besinlerin dişlere daha az iş yükü bıraktığını da unutmayalım. İlk insanlar, bizden 12 tane daha fazla azı dişi taşıyordu. Yirmi yaş dişlerinin de tamamen işlevsel olduğu bu çeneler, özellikle çiğneme için mükemmeldi. Ateşin insan hayatına girmesiyle birlikte, bu kadar güçlü çenelere gerek kalmadı. Zamanla çene hacmi küçüldü, bu dişlerden kurtulduk (gerçi yirmi yaş dişlerinden henüz kurtulabilmiş değiliz!) ve bunun karşılığında çok önemli bir fizyolojik değişiklik ortaya çıktı: beyin hacmi büyüdü.
Çenelerdeki küçülmeyle eşzamanlı olarak gelişen beyin hacmi, kafatasının şeklinin değişmesine neden oldu. Başın üst arka kısmı genişledi ve bu yeni kafatası şeklinin dengesini sağlayabilmek için boyun omurları daha dik bir şekil aldı. Tabii ki bu durum, omurganın geri kalanını da etkiledi. Daha dik bir postüre sahip olan insanın, hareket ve manevra yeteneği ile bu yetenekleri destekleyecek kas gücü de arttı. Kafatasındaki şekil değişikliği, damakta kubbeleşmeye de olanak tanıdı. Böylece dil, konuşmaya, daha doğrusu çıkarılan seslerin kontrollü ve anlamlı seslere dönüştürülmesine yardımcı olacak şekilde daha kaslı bir yapıya sahip oldu. Büyüyen beyin hacminin sinir sistemi, duyular, sosyal zeka ve diğer zeka türlerinin gelişimi üzerindeki etkisi de kaçınılmaz.
Bazı zararlı organizmaların ateşin ısısıyla öldüğü o zamanlarda olasılıkla bilinmiyordu, ama insan farkında olmadan ateş sayesinde bu organizmaların zararlı etkilerinden de korunabildi. Ama belki de, bağışıklık sistemimizi biraz da tembelliğe alıştırmış olduk. Çiğ besin tüketmeye devam etseydik olasılıkla bağışıklık sistemimiz daha güçlü olacaktı. Ancak, bu kadar çok zararlıyla savaşan bir bünye kaç yıl yaşamaya dayanabilirdi, orasını kestirmek biraz zor.

Yeni yorum gönder