Sağlıklı Besinler ve Sağlıklı Beslenebilmek

saglik.jpg

Geçen gün televizyonda bir programa denk geldim. Sokakta dolaşarak, insanlara dengeli beslenip beslenmediklerini ve sağlıklı besinlerin neler olduğunu soruyorlardı. Verilen cevapların şaşırtıcı ölçüde çeşitli olmasının yanında, çoğunun da doğru oluşu “helal olsun!” dedirtti bana. Tahminen belirli bir ilin belirli bir ilçesinin belirli bir ya da birkaç sokağında yapılmıştı çekimler ve ayaküstü röportajlar, ama yine de biliyorum ben, halkımız çoğu ülkenin halkına göre daha bilgili beslenme konusunda. Çok mu sağlıklı besleniyoruz peki? Eh, biraz yaramaz sayılırız, ne de olsa sucuk-pastırma-çiğköfte ve kokoreç gibi çok da sağlıklı sayılmayan bazı yiyeceklere genel olarak milletçe bayılıyoruz. Ama yine de biliyoruz ne iyidir, ne zaman yenmesi iyidir, meyvenin sebzenin etin iyisi nasıl olur, ne sağlıklıdır ne değildir gibi soruların cevaplarını.

Bir durup düşündüm, o mikrofon bana denk gelse ben nasıl cevap verirdim acaba diye, sonra da dedim iyi ki denk gelmemiş, kesin çok konuşurdum. Sağlıklı besinlerin neler olduğunu herkes gerçekten de iyi kötü biliyor, ama “Dengeli besleniyor muyuz?” sorusunun cevabı konusunda kafalar biraz karışık aslına bakarsanız. Dengeli beslenmek ve sağlıklı besinler tüketmek tamamen aynı şeyler mi, değilse o ince ayrım nedir nerededir, bunlar çok net bilinmiyor. Ben çok mu net biliyorum da yazıyorum peki? Bir diyetisyen kadar hayır tabii ki, ama bir biyoloğun bilebileceği kadar evet.

karbonhidratÖncelikle vurgulamak istediğim şey, “sağlıklı besinler” dendiğinde yağa ve karbonhidrata çok kötü gözle bakılıyor oluşu. Ancak, unutmamak lazım ki bu organik bileşikler de vücudumuz için son derece önemli. Vücudumuzda gerçekleşen herşey için enerjiye gereksinim duyuyoruz. Yağlar karbonhidratlardan daha fazla enerji içeriyorlar aslında, ama vücut ortamda karbonhidrat varsa onu daha kolay yakacağı için yağları pek ellememeyi seçiyor. Bu nedenle işte, rejimlerde karbonhidrat alımı düşürülüyor (kesilmiyor, ve kesilmemeli, yalnızca uygun bir oranda azaltılıyor) ve vücut yağları yakmaya zorlanıyor. Yağların, hatta çoğumuzun çok kötü gözle baktığı kolesterolün ise çok önemli bir görevi daha var vücutta: hücrelerimizin zarlarının yapısını koruyorlar. Hücre zarında belirli bir miktarda kolesterol bulunmazsa, zarın geçirgenliği düzensizleşiyor ve maddelerin alış-verişinde aksaklıklar ortaya çıkabiliyor. Bir de sıklıkla bayanların çeşitli bahanelerle uzak durmayı seçtiği “et” meselesi var. Sizlere de ufak bir hatırlatma yapalım, her türlü yaşamsal etkinliğimizi kontrol eden hormonlar ve enzimler protein yapıda. Evet bitkilerde de protein var tabii ki, ancak bazı protein öncüllerini yalnızca etten alabiliyoruz. Ve unutmayın, bizler hem et hem de ot yemeye uyum yapmış canlılarız. Sindirim sistemimiz, dişlerimizden bağırsaklarımıza kadar, bu tipte bir beslenmeye uygun. Bu nedenle de, eğer aksini gerektiren bir sağlık sorunu (ya da aşırı bir nazlılık hali) yoksa, dengeli beslenmek dendiğinde bundan anlamamız gereken şey, vücudun gereksinimlerini eksik bırakmayacak ama bir yandan da abartmayacak şekilde “her besin grubundan” tüketiyor olmak. Evet sebze-meyve genel olarak “sağlıklı besinler” kategorisinin başlarında geliyor. Ancak, siz sıfır yağ tüketiyor, hiç et yemiyor, yalnızca sebze-meyveyle besleniyorsanız, bunun da dengeli bir beslenme olmadığını bilin.

Gelelim meselenin ikinci kısmına: sağlıklı besinler. Programda söylenenler şunlardı ve hepsi de doğruydu: sebze-meyveler, katkı maddesi içermeyen besinler, koruyucu madde içermeyen besinler, hormonsuz gıdalar, mevsiminde yetişen sebze-meyveler (Ben en çok da bu cevabı sevdim! En güzelini, en doğrusunu gerçekten de annelerimiz biliyorlar!), doğal yöntemlerle yetiştirilen organik gıdalar. Fast food tipi beslenme şeklinin sağlıksız olduğu konusunda da milletçe hemfikiriz, işte bu çok güzel.

Bu listeye iki ekleme yapmak istiyorum ben. İlki, gen aktarımlı olmayan gıdalar. Aslında organik gıdalar kapsıyor bunları, ama ayrıca ve üzerinde durarak belirtilmesi gerektiğini düşünüyorum. Biz gerçekten çok şanslıyız, farkındasınız değil mi? Bir tarım ülkesiyiz ve dört mevsim yaşayabiliyoruz, dört farklı mevsimde dört farklı sebze-meyve yelpazesi demek bu, üstelik de doğal! Seralarımız yok değil, hatta seralarımıza biraz yapaylık da karışmış durumda, ama yine de dünyanın çoğu ülkesine göre çok şanslıyız ve umarım bunu korumayı da başarabiliriz. Esas olan da topraklarımızın kalitesini koruyabilmek, toprak yeterince zengin değilse ya da kalitesi düşmüşse, orada yetişen sebze-meyvenin besin değeri de olması gerektiği kadar yüksek ya da vitamince zengin olmuyor.

balikYalnızca hormonlu gübrelerle ya da sulama hatalarıyla da bitmiyor tehlike, genleriyle oynanmış fideler ve tohumlar da işin içine girdiler artık. Birçok kişi gen aktarımlı gıdalara büyük bir heyecanla bakıyor, ama ben bu hissi paylaşamıyorum, üzgünüm. Bir yerden yararlı bir gen eklerken, zaten var olan diğer bir yararlı gene zarar verilebiliyor ya da bu yeni eklenen genin bazı istenmeyen sonuçları ortaya çıkabiliyor gerçekten de. Örneğin, daha fazla vitamin içersin diye eklenen gen, bu kez alerjiye neden olabiliyor.

İkinci eklemek istediğimse, doğal ortamında yaşayan, doğal beslenen ve doğal yöntemlerle avlanan hayvanlar. Bu cümleye hemen kızmadan önce, bir dakikalığına düşünmenizi rica ediyorum. İş sebze-meyveye gelince organik ürün istiyorsanız, eti ve mandıra ürünlerini de düşünmelisiniz. Sırf besin değeri daha yüksek olsun, daha fazla kilo aldırsın semirtsin diye sağlıksız ya da gen aktarımlı yemlerin verildiği hayvanları yeme fikri daha mı cazip? Bu şekilde beslenmiş hayvanların sütünü, yumurtasını, etini çocuklarınızın önüne koymak daha mı mantıklı? Aman dikkat, “Dağa çıkın geyik avlayın, nesli tehlike altında olan ördek türlerini vurun yiyin” demiyorum, ama balık tutun ya da balıkçılardan taze deniz ürünleri alın mesela... Hem beyaz et kırmızı etten daha sağlıklı. Eğer yapabiliyorsanız da, organik olarak yetiştirilmiş hayvanların ürünlerinin satıldığı mandıraları tercih edin.

Uzun lafın kısası, gerçekten ne mutlu bize ki biliyoruz sağlıklı besinlerin neler olduğunu, diyelim ki dengeli beslenmek için de elimizden geleni yapıyoruz... Peki “sağlıklı beslenebiliyorum” diyebilmek için bu yeterli mi? Artık günümüzde yeterli değilmiş gibi geliyor bana ve çok da canım sıkılıyor bu duruma. Tükettiğim çoğu gıdanın içinde ne var, ne tür kimyasallara maruz kalmış, genleriyle oynanmış mı, nasıl bir toprakta yetişmiş, gerçekten vitamini bana yeterli mi bilmiyorum... Çoğunun üzerinde yazmaması bir yana, üzerinde yazsa bile emin olamıyorum, daha kötüsü var mı?

Etiketler :

inanılmaz katılıyorum

inanılmaz katılıyorum
Misafir (doğrulanmadı) | Çar, 16/12/2009 - 12:08

çok iyi şeler

çok iyi şeler varrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr
melisa (doğrulanmadı) | Salı, 24/11/2009 - 12:03

digerleri...

is yalnizca monsanto ile bitse iyi, urunlerinde genetigi degistirilmis urunleri kullanan markalar konusuna girince tablo daha da endise verici bir hal aliyor. basit bir arastirma yapildiginda, GM urunlerin en meshurlarindan biri olan misir icerigine sahip urunler satan 2 marka "cat" diye insanin gozune giriyor: nestle ve kellogs, ozellikle de kahvaltilik gevrekleri. isin en kotu yani? bu urunlerin oncelikli hedef kitlesi cocuklar... son 5-10 yilda alerji vakalarinin ne derece tirmandigi ile ilgili herhangi bir genis capli istatistik calismasi var mi ortada peki? ya da cocuklarda gorulen diger bagisiklik sistemi hastaliklarinin durumuyla ilgili? ortada adam gibi bir tarim politikasi olmadigi gibi, urun ithalatlarinda adam gibi kontrol ve saglik protokolleri de yok. buyuk ulkelerin artik kendini bilen gumruk kapilarindan geciremedigi urunleri seve seve almaya devam ettigimiz surece, "deneme ulkesi" olarak tarimimizdan daha fazlasinin ele gecirilmesine goz yumuyor olacagiz.
Deniz Candaş | Cum, 14/11/2008 - 16:16

Aspartam...

Monsanto! Dünyanın genetik değiştirilmiş ürünler ve katkı maddeleri konusunda en büyük şirketi. Başında kim mi var? Donald Rumsfeld, evet Bush'un şu ünlü "Şahin" Rumsfeld'i. Diğer adıyla "Aspartame Man (adam)". Googlelayın bakın, Türkiye şubesi de var sanırsam. Tarım politikan yoksa, dağda komando koşturup dursun neye yarar, cephe orada değil ki. Hoş ciddi politikamız hangi konuda varsa. Aslında DPT raflarında tozlanan zeka ve bilgi ürünü binlerce çok değerli çalışma var, ama politikaya dönüşemiyor bizim siyaset ortamımızda nedense. Bakanlarımız kafaya göre takılıyor yani. Kurumsal değil durumsalız. Eh, seçen de biziz ne diyelim.
Chawl (doğrulanmadı) | Cum, 14/11/2008 - 11:26

dünyanın çoğu ülkesine göre...

"dünyanın çoğu ülkesine göre çok şanslıyız ve umarım bunu korumayı da başarabiliriz." ve maalesef bunu başaramadık. 20 sene önceki kokulu domatesler, mis gibi seftaliler, ciğ yutulan yumurtalar maalesef artık yok. Tohumlari dışardan almak zorunda bırakılan Türk çiftçisi, eskiden bir sene önceki tohumu ile eker biçerdi. Dünyayi ele geçirmek için artık savaşmaya gerek yok, ülkelerin tarimini, topragini ele geçirmekte bir yöntem.

nalan akay | Per, 17/04/2008 - 17:30

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi